Selam Millet! Mertcan Buradan, İzmir’den!
Nasılsınız, iyi misiniz? Umarım keyfiniz yerindedir. Hani şu blog yazılarımın başında hep bir fotoğraf olur ya, bu seferki kareyi hayal edin: İzmir’in o mis gibi deniz kokan havasında, favori küçük kahvecimden birinde, cam kenarında oturmuşum. Önümde buharı tüten bir kahve, yanımda sürekli not aldığım darmadağın defterim ve açık laptopum… İşte tam da böyle bir ortamda, bu yazıyı kaleme alıyorum.
Geçenlerde aklıma öyle bir fikir takıldı ki, “Dur dedim, bunu hemen yazmalıyım!” Bu, aslında çoğumuzun gözden kaçırdığı, ama uyguladığımızda işimize kat kat değer katabilecek, hatta işimizi resmen 3’e katlayabilecek o gizli sır. Hazır mısınız? Başlıyoruz!
“Yan Komşunun Fikri” Mucizesi
Bakın dostlar, konumuz şu: Kendi sektöründe başarılı olmak, öne çıkmak istiyorsan, gidip de hep aynı çemberin içinde, aynı sektörden insanlarla konuşmak yerine, bambaşka, alakasız bir sektördeki birinin fikrini almanın gücü.
Duymuşsunuzdur, hani derler ya, “Körler sağırlar birbirini ağırlar.” Biz kendi sektörümüzde o kadar çok iç içe yaşıyoruz ki, bir süre sonra gözümüzde adeta bir at gözlüğü oluşuyor. Her şeyi bildiğimizi sanıyor, aslında kör noktalarımızı göremiyoruz. Problemleri hep aynı pencerelerden değerlendiriyor, çözüm üretirken de hep benzer yollara sapıyoruz. İşte tam da burada, o “alakasız” kişi sahneye çıkıyor ve resmen bir sihir yapıyor!
Peki Nasıl Oluyor Bu İş? Bambaşka Bir Bakış Açısı
Düşünsenize, siz bir yazılımcısınız. Yeni bir mobil uygulama geliştirdiniz ve pazarlama stratejisi üzerine kafa yoruyorsunuz. Gidip başka bir yazılımcıyla konuştuğunuzda, büyük ihtimalle “Şu platforma reklam ver, bu özelliği ekle” gibi benzer tavsiyeler alırsınız. Ama bir de gidin, mesela bir çiçekçiyle, bir berberle veya bir iç mimarla sohbet edin. Onlara uygulamanızı anlatın, ne işe yaradığını söyleyin ve deyin ki: “Sence ben bunu nasıl daha çok kişiye ulaştırabilirim, nasıl satabilirim?”
Gözünüzü seveyim, gelecek olan cevaba hazırlıklı olun! O kişi, sizin sektörünüzün “doğrularını”, “alışkanlıklarını” bilmediği için, tamamen kendi dünyasından, kendi deneyimlerinden yola çıkarak öyle bambaşka bir fikir söyleyebilir ki, “Vay be! Benim bu aklıma gelmemişti!” dersiniz. Belki o çiçekçi, “Ben olsam şu hikayeyi anlatırdım uygulamanın arkasında” der. Belki o berber, “Ya siz niye uygulamanın içine şöyle bir ‘bekleme süresi tahmini’ özelliği koymuyorsunuz, benim müşterilerime çok işe yarar” der. Veya o iç mimar, “Bu uygulamanın görsel kimliğini şuraya çekseniz, daha çok dikkat çeker” der.
İşte bu, o “kutunun dışına çıkma” dedikleri şey. Sizin işinize, sizin bildiğiniz tüm kalıpların dışında, sıfır önyargıyla bakabilen bir göz, sizin tüm kör noktalarınızı aydınlatabilir. Bu, sadece ürün geliştirme ya da pazarlama için değil, operasyonel süreçler, müşteri ilişkileri, hatta ekip yönetimi gibi her alanda geçerli.
Mertcan’dan Bir Örnek: Kendi Blog Yazılarım!
Ben de bu blogu yazarken, zaman zaman kendimi tekrar ettiğimi ya da yeni bir şeyler üretemediğimi düşündüğüm oluyor. Geçenlerde, İzmir’de bir seramik atölyesinde çalışan bir arkadaşımla sohbet ediyordum. O, elleriyle çamuru şekillendiren, tamamen farklı bir disiplinden gelen biri. Ona dedim ki, “Ya ben insanlara faydalı olmaya çalışıyorum, fikirlerimi paylaşıyorum ama bazen tıkandığımı hissediyorum. Sence ne yapmalıyım?”
Arkadaşım dedi ki, “Mertcan, sen hep sonuçları ve stratejileri yazıyorsun. Bazen o fikirlerin sana ilk nasıl geldiğini, o ilk ilham anını, o çabayı ve arkasındaki hikayeyi de yazsan. Bizim seramikte de öyle, hamurdan eser çıkana kadar ne zorluklar yaşanır, o ilk el dokunuşunun büyüsü nedir, kimse bilmez. Belki okuyucularınla o samimi anlarını paylaştığında, onlar da kendilerinden bir şeyler bulur ve daha çok bağlanırlar.”
Bu fikir benim için bir dönüm noktası oldu! Resmen kafamda şimşekler çaktı. Evet, hep sonuç odaklıydım ama süreci ve duyguyu anlatmak bambaşka bir derinlik katacaktı. Ve işte, şu an bu yazıyı o ilhamla, o samimi havayla yazıyorum! Düşünsenize, benim içerik üreticiliğime bir seramik sanatçısının bakış açısı ne kadar farklı bir kapı açtı!
Nasıl Başlayacaksın?
Şimdi diyeceksin ki, “İyi de Mertcan, ben şimdi ne yapayım, yolda yürüyen rastgele birine mi işimi anlatayım?” Tabii ki hayır! Ama gözünü dört aç. Yeni insanlarla tanışmaya açık ol. Belki bir kahve molasında, belki bir seminerde, belki bir hobi kursunda… Sohbet etmeye başla. Karşındaki kişinin ne iş yaptığını öğren ve samimi bir şekilde, “Ben de şu işi yapıyorum, sence bu durumda ne yapmalıyım?” diye sor. Sakın küçümseme, dinle. O an aklına gelmeyen, kalıplarının dışında bir fikirle karşılaşacaksın. Bu fikir, seni o çok istediğin x3 büyümeye bir adım daha yaklaştıracak, emin ol!
Denemesi bedava, kazancı paha biçilemez!
Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Hiç böyle bir deneyiminiz oldu mu? Yorumlarda paylaşın, dertleşelim. Merak ediyorum sizin hikayelerinizi!
Bu ve benzeri iş fikirlerini, gözlemlerimi sık sık Instagram hesabımdan da paylaşıyorum. Hadi gelin oradan da sohbetimize devam edelim!
